O bir yudumcuk şarap, 
yeryüzünde bulunan bütün güzellerin saçlarına, yüzlerine sıçradı. 
Hâla onların yüzlerinde, saçlarında, 
bakışlarında o aşk şarabının belirtisi, mahmurluğu var. 
Pâdişahlar bile bu yüzden, o topraktan yaratılmış olan güzelleri, 
güzellikleri severler, öper ve koklarlar. 

Ey hünerli kişi, ona sürtünmeyi, temas etmeyi, canla, gönülle iste. 
İste ama, ona da; "Ancak temiz olanlar dokunabilir." 

O bir yudumcuk güzelliği, o güzellik şarabını, 
balçıktan yaratılmış bedenlerde, çamurla karışmış olduğu hâlde, 
sen onları hırsla, çok şiddetli arzu duyarak dilinle yalayıp duruyorsun. 
O şarabı, çamura karışmamış, saf bir hâlde görünce ne hâle geleceksin. 

Ölüm vaktinde, o temizlik, o güzellik yurdunu, 
ölümle bu bedenden, bu beden kerpicinden ayırınca... 

Geriye kalan ve kokmaya başlayan bedeni çabucak götürür, mezâra gömersin. 
O nasıl olmuş da, böyle iğrenç bir hâle gelmiştir? 
Böyle çirkinleşen bu beden, Hakk'ın nûru ile beraberken ne hâlde idi, 
onsuz ne hâle geldi? diye düşün bakalım.

Mevlâna